Bayramlar, bir milletin hafızasıdır. Geçmişten bugüne taşıdığımız değerlerin, geleneklerin ve ortak duyguların yaşatıldığı özel günlerdir. Çocukluğumuzun bayramlarında bunu daha güçlü hissederdik. Kalabalık aile sofraları kurulur, büyükler ziyaret edilir, küçükler sevindirilir, küslükler son bulurdu. Bayram, aslında "biz" olmayı hatırladığımız bir zamandı.
Bugün hayatın yoğunluğu, ekonomik zorluklar ve günlük koşuşturmalar nedeniyle bayramlar eski coşkusuyla yaşanamıyor olabilir. İnsanlar biraz nefes alabilmek, dinlenebilmek ve hayatın yükünden uzaklaşabilmek için bu günleri değerlendirmeye çalışıyor. Ancak değişen şartlar, bayramların taşıdığı anlamı değiştirmiyor.
Çünkü bayramlar yalnızca Ramazan ve Kurban Bayramı değildir. 23 Nisan'daki çocuk sevinci, 19 Mayıs'taki gençlik heyecanı, 30 Ağustos'taki bağımsızlık ruhu ve 29 Ekim'deki Cumhuriyet coşkusu da bu milletin ortak hafızasının bir parçasıdır. Dini bayramlarımız da milli bayramlarımız da aynı kökten beslenir; birlikten, beraberlikten ve ortak aidiyet duygusundan.
Mustafa Kemal Atatürk'ün bizlere emanet ettiği Cumhuriyet de tam olarak bu anlayış üzerine kurulmuştur. Farklılıklarımıza rağmen aynı geleceğe inanabilmek, ortak değerlerde buluşabilmek ve millet olabilme bilincini yaşatabilmek...
Bugün belki ekonomik sıkıntılarla, toplumsal kırılmalarla ve giderek derinleşen ayrışmalarla karşı karşıyayız. Ancak tam da böyle zamanlarda hatırlamamız gereken bir gerçek var:
Bizi ayakta tutan şey, ayrılıklarımız değil ortak değerlerimizdir.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey; kendi öz kodlarımıza, bizi biz yapan değerlere yeniden dönmektir. Nereden geldiğimizi, hangi fedakârlıklarla bugünlere ulaştığımızı ve bizi bir arada tutan gücün kardeşlik olduğunu yeniden hatırlamaktır.
Çünkü bu topraklarda bizi güçlü kılan hiçbir zaman ayrışmak olmadı. Bizi güçlü kılan; zor zamanlarda kenetlenebilmek, birbirimize sahip çıkabilmek ve aynı milletin evlatları olduğumuzu unutmamaktı.
Kendi öz değerlerimizi yeniden hatırladığımızda, birbirimize yeniden sahip çıktığımızda ve "ben" ile "sen" arasına sıkışıp kalan o büyük "biz" duygusunu yeniden kurabildiğimizde, işte o zaman bayramlar gerçek anlamına kavuşacaktır.
Ve belki de o gün, sadece bayramları değil; birbirimizi de yeniden kazanmış olacağız.
Cumhuriyet'in bize bıraktığı en büyük miras; aynı bayrak altında yaşayabilmek değil, farklılıklarımıza rağmen aynı geleceğe birlikte inanabilmektir. Bayramların ruhu da tam olarak budur: Birbirimizi hatırlamak, birbirimize sahip çıkmak ve bizi biz yapan değerleri yaşatmak.
Bayramımız kutlu olsun.











