Bir zamanlar çocukların en büyük ısrarı kapının önünde başlardı.
Eve getirilen her canlı önce bir tartışmanın konusu olurdu.
Bir kedi, bir civciv, bazen bir tavşan…
Hepsi bir çocuğun “ben bakarım” cümlesiyle hayatımıza girerdi.
O zamanlar sokaklar başka türlüydü.
Bir karton kutu bazen sadece çöp değil, bir yaşamdı.
Pazarlarda satılan civcivler, elde taşınır küçük sorumluluklardı.
Merhamet konuşulmazdı. Yaşanırdı.
Bir evin içine sessizce giren bir yaşam vardı.
Ve o küçük sahne aslında şuydu:
Küçük hayatlar, bir çocuğun karakterini büyütürdü.
Bir çocuğun gelişiminde, karakteri oluşurken;
merhamet duygusu, o küçük masum canlıları korurken şekillenir.
Kediyi sahiplenmek,
bir yavruyu beslemek,
bir cana sorumluluk almak…
Bunlar sadece bir “çocukluk hatırası” değil,
vicdanın ilk inşasıydı.
Çocuk o sorumlulukla birlikte şunu öğrenirdi:
güçlü olmak, korumak demektir.
Ve bu öğrenme biçimi, karakteri doğrudan biçimlendirirdi.
Merhamet öğretilmezdi.
Yaşanırdı.
Ve o çocuklar büyüdüğünde,
hayata daha dikkatli, daha duyarlı, daha insan gibi bakarlardı.
Sonra bir şey değişti.
O kapı önleri azaldı.
Temas azaldı.
Hayvanla karşılaşma azaldı.
Ve bununla birlikte çok daha derin bir şey kayboldu:
deneyimle oluşan vicdan.
Bugün birçok çocuk bir canlıya dokunmadan büyüyor.
“Sorumluluk alırım” demeyi öğrenmeden geçiyor.
Ve bu sadece bir eksiklik değil.
Bir çocuğun gelişiminde merhamet deneyimi yoksa,
karakter yalnızca bilgiyle değil, boşlukla şekillenmeye başlar.
Bu boşluk psikolojik olarak yön değiştirir.
Çünkü empati gelişmemiş bir zihinde,
bağ kurma refleksi zayıflar.
Zayıflayan bağ, mesafeyi artırır.
Artan mesafe, hissi azaltır.
Azalan his, davranışı sertleştirir.
Yani mesele sadece “hayvan sevgisi” değildir.
Mesele, karakterin nasıl inşa edildiğidir.
Bir çocuk, güçsüze nasıl davrandığını öğrenmeden büyürse,
insanla kurduğu ilişki de aynı boşlukta şekillenir.
Bugün şiddeti konuşuyoruz.
Ama belki de asıl soru şuydu:
Bir zamanlar bir eve sessizce giren yaşamlar vardı.
Şimdi o yaşamlar yok.
Ve onların yokluğunda,
insan olmanın bazı dersleri eksik kaldı.
Bir zamanlar bir yavru kedi için
“onu orada bıraksam ölürdü” diye direnen çocuklardık.
Bugün ise birçok çocuk
hiç durmayı öğrenmeden büyüyor.
Ve biz hâlâ soruyoruz:
“Neden bu kadar kopuklar?”
“Neden bu kadar sertler?”
Cevap tek değil.
Ama bir tarafı çok net:
Merhamet deneyiminin azaldığı bir toplumda
şiddetin eşiği düşer.
Çünkü insan, en önce güçsüze nasıl davrandığıyla insan olur.
Merhametin öğretilmediği yerde, şiddet kendine yol bulur....














