Bir öğretmen..
Yerde hareketsiz. Kanlar içerisinde. Korumaya çalıştığı öğrencilerin üzerine kapanmış halde, son nefesini veriyor.
Etrafında yine çocuklar var bu sahneye şahit olan.
Kimisi donmuş bakıyor, kimisi kaçıyor, kimisi ne yapacağını bilmiyor. Ve o şokun etkisiyle bir bir hedef olmaya devam ediyorlar. Yine bir çocuk tarafından hem de.
Bu çocuklar okula giderken, bugün nasıl öldürülmeden günü tamamlarız diye düşünerek gitmiyorlar ki okula, çünkü okul bir çocuğun evinden sonra tanıştığı ikinci yuvası. İnsan yuvasında güvenliğinin tehdit altında olduğunun nasıl düşünür?
Bir çocuk bir sabah uyanıp “bugün birilerinin hayatını mahvedeyim, birilerinin canını alayım, birine zarar vereyim” diye düşünmez. Bir günde olmaz bu, bir sabahta karar verilmez.
Ama bazı çocuklar, kimse farkına varmadan yavaş yavaş sürüklenir o girdaba, yavaş yavaş ilerler süreç. Türkiye’de her yıl yüz binlerce çocuk suça sürükleniyor. Ama asıl konuşulması gereken mesele bu değil. Asıl mesele; Bazı çocuklar artık başka bir canlının hayatını sonlandıracak noktaya geliyor. Ve biz günlerdir saldırı sahnelerini her gördüğümüzde aynı şeyi söylüyoruz: Nasıl olur?
Ben bir çocuk hemşiresiyim, 10 yıl boyunca aktif olarak sahada, çocukların arasındaydım. Çalıştığım hastaneye ülkenin her yerinden çok ağır vakalar gelirdi. Günlerce hastanede yatan hastalarımız oluyordu. Biz bir çocuğu yaşatmak için ekip olarak yeri gelir saatlerce müdahale eder, başından ayrılmadan nöbeti bitirirdik. Bir gün daha nefes alsın diye terminal dönemde ölümle mücadele ederken bile vazgeçmezdik onlardan. Bu çocuğun durumu kötü, nasılsa ölecek diyebilir mi vicdanı olan bir insan? Ve bizim pamuklara sararak baktığımız, bir nefes daha alsın diye çabaladığımız güzelim çocukları bir başka çocuk gelip hayattan koparıyor. Delirmemek elde değil..
Türkiye’de her yıl yaklaşık 190 bin çocuk suça sürükleniyor. Sadece 2024 yılında bu sayı 200 bini aştı. Rakamlar büyüyor. Ama bu rakamların içinde kaybolan şey, bir çocuğun adı, bir çocuğun hikâyesi, geleceği, hayalleri. Ve kendi sonlanan hayatlarıyla birlikte söndürdükleri diğer ocakların yürek sızlatan hikayeleri. İstatistikler bize artışı anlatıyor, ama hiçbir tablo bir çocuğun neden yalnız kaldığını söylemiyor. Çünkü biz soruyu hala yanlış soruyoruz:
“Bu çocuklar neden suç işliyor?”
Oysa doğru soru şu olmalı:
“Bu çocukları suç işlemekten nasıl uzak tutarız?” Bu sorunun cevabını bulmadan ne istatistiklerin anlamı var ne de izlediğimiz haberlerin. Çünkü burada asıl konu sorular sormak değil. Mesele, o noktaya gelene kadar bu çocukları kimsenin fark etmemesi.
Mustafa, henüz 11 yaşında. 3 erkek kardeşin en küçüğü. Köyde babaannemlerin en yakın komşusu. Mustafa iftar yemeğine gelirken elimiz boş gitmeyelim diye tatlı yapıp gelen bir çocuk. Senin patatesli çöreğin çok güzelmiş, ben gelince birlikte de yapalım dediğim için köye geldiğim gün mutfağa girip çöreğiyle akşam çayına gelen bir çocuk. Mustafa okula gidiyor, derslerinde başarılı, ailesine bahçe işlerinde yardım ediyor. Aynı zamanda neşeli, sevgi dolu. Ne zaman köye gitsem benim çocuklarımla kendi ailesinden birileriymiş gibi zaman geçiriyor. Mustafa’yı suça sürükleyemezsiniz. Neden biliyor musunuz? Mustafa’nın görünürlüğü var. Yüzü asılsa babası soruyor, canı sıkılsa annesi biliyor. Mustafa değerli hissediyor. O da bilgisayar oyunları oynuyor, ama babası biliyor oynadığı oyunları. Abisi bütün arkadaşlarını tanıyor, ailesi de öyle. Adabı muaşeret kurallarını öğrenerek, sevgi dolu bir ailede büyüyor. Büyüklerine karşı saygılı, küçüklerini sevgi dolu kalbiyle kucaklıyor. Peki size soruyorum, tek başına kendi çabasıyla bir çocuğun böyle güzel bir çocuk olması mümkün mü? İstisnalar hariç tutulursa, bunu tek başına yapması çok zor. Ailesi, arkadaşları, çevresi, kendi bilişsel çabaları. Hepsinin ayrı ayrı payı var. Bir yerde açılan bir eksikliği, onarılması gereken bir durumu diğer alan kapatıyor. İşte bu yüzden Mustafa ve onun gibi çocukları suça sürükleyemezsiniz. Karıncayı incitmekten imtina ederler onun gibiler. Biz de toplum olarak bu farkındalıkta olup, çoğaltmalıyız onun gibi çocukları. Görmeliyiz. En önemlisi de bu. Bu yüzden işe önce kendimizden başlamalıyız belki de. Neden, nasıl sorularını sormaktan çok daha güzel sonuçlar alabiliriz böylece. Hepimiz için.















