“Kadınların hiç evi olmaz…
Doğarlar babasının evi olur.
Evlenirler kocasının evi olur.
Yaşlanırlar çocuklarının evi olur.
Kadının evi de yeri de olmaz, sadece geçtiği yolu olur…”
Anneler gününde sosyal medyada gördüm bu yazıyı. Uzun uzun ekrana baktım ve üstüne düşündüm. Açıkçası içim buruldu ve keyfimi kaçırdı. Neden kadın hep birilerine aitmiş gibi anlatılıyor, anlamıyorum. Sanki sadece babasıyla, eşiyle, çocuğuyla var olabilen biri gibi. Oysa hayat hiç de öyle değil…
Ben tek başına çocuk büyüten kadınlar gördüm.
Hem anne olup hem baba olabilen kadınlar…
Kimseye yaslanmadan ayakta duranlar…
Ev geçindiren, hayat taşıyan, yorulsa da devam eden kadınlar…
Çalışan, üreten, yön veren, başkalarına ilham olan kadınlar gördüm.
Annemi gördüm, önümde en büyük referans. Babam 32 yaşında vefat ettiğinde annem 30 yaşında 3 küçük çocuğu olan bir kadındı. Dedem ve babannemin üzerimizdeki hakkını yok sayamam elbette ama annem tek başına bize ev oldu. Hayatın bütün zorluklarına karşı yıkılmaz bir kale gibiydi, sanki onu kimse deviremezdi. Annem varsa her şey bir şekilde çözülür, yoluna girerdi. Azı çoğaltır, yavan olanı tatlandırır, zor görünenin karanlığına sessizce bir ışık yakardı. Biz farkında olmadan hem de…Ve ben 37 yaşında iki çocuklu bir kadın olarak hala onun gücünden ve varlığından besleniyorum. Annem, canım Ayşem, benim ilham kaynağım, gücüm, kuvvetim, dostum, sırdaşım, en iyi arkadaşım. Bugün kendi ayakları üzerinde sapasağlam duran bir kadın olduysam, bu senin sayende. Belki senin gibi olamam ama senin yarın kadar olsam yeter.
Diyeceğim o ki sevgili okurum, bir evin içinde kadın yoksa, orası sadece dört duvar bence. Evi “yuva” yapan şey kadının emeği, sevgisi, sabrı, ruhu… Bu yüzden kadınları sürekli birilerinin kimliğiyle tanımlamak bana haksızlık gibi geliyor. Birinin kızı, birinin eşi, birinin annesi… Tamam, bunlar çok kıymetli ama kadın sadece bunlardan ibaret değil ki. Kadın tek başına da güçlüdür. Tek başına da yeterlidir. Hatta bazen herkesi ayakta tutan yine kadının kendisidir. Belki de sorun kadınların hiçbir yere ait olmaması değil; onların gücünün yıllardır küçümsenmesi.
Eğer kadın isterse sadece bir eve değil, koca bir hayata yuva olabilir. Ve bu aslında yeni bir şey de değil. Tarihe baktığımızda Nene Hatunlar var mesela. Evinin duvarlarıyla sınırlı sanılırken, cepheye yürüyen kadınlar… Sadece evin değil, vatanın da yükünü omzuna alanlar.. Tomris Hatun var. Savaş meydanında “kadın” diye küçümsenmeyen, tam tersine tarih yazan bir kadın. Bir kadının gücünü kimsenin ona vermediğini, kendi güçlü iradesiyle elinde tuttuğunu herkese gösteren bir kadın… Demek ki mesele hiçbir zaman kadınların zayıflığı olmadı. Mesele, onlara nasıl bakıldığıydı. Kadının gücünü kimliksizleştiren o bakış, işte bütün hikaye tam olarak burada düğümleniyor ve çirkinleşiyor.
Kadın, ait olduğu yeri arayan değil; olduğu yere anlam katandır. Biz kendimiz eviz, yuvayız.
Bu vesileyle gücünü kalbinden alan bütün kadınların gününü tekrar kutluyorum. İyi ki varız ve bu dünyaya değer katıyoruz. Hepinize sevgiyle sarılıyorum.















