İki gün süren toplantının sonunda bir basın toplantısı düzenleyen Ahmet Gündoğdu, okullarda yardımcı personel açığını, okul aile birliklerince velilerden toplanan bağışlarla karşılanıp ücretli personelin maaşlarının bu şekilde çözülmeye çalışmasında vazgeçilmesi gerektiğine değindi.
Okul giderlerinin merkezi bütçeden karşılanmaması okul ile veli arasında ‘zorunlu bağış’ gibi bir engelin çıkmasına neden olduğuna dikkat çeken Gündoğdu, “Okul yöneticileri başta olmak üzere çoğunlukla eğitimcileri töhmet altında bırakan, tahsildar konumuna sokan bütçesiz okullar, eğitim çalışanlarının değil, hükümetin sorunudur. Eğitimcilerde itibar kaybına neden olan ‘her okul başının çaresine baksın’ uygulaması, geçmişte bakanlık tarafından gönderilen tehdit içerikli bağış genelgeleri ile adeta içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Başka hiçbir kurumda olmayan ‘başınızın çaresine bakın’ uygulaması, öğretmen-öğrenci-veli ilişkisini de olumsuz etkilemekte. Bakanlığın okulların bütçe problemini bir an önce çözmesini, okul yöneticilerinin ise zorunlu tahsildarlık değil, eğitim liderliği yaptığı günleri görmeyi bekliyoruz” şeklinde konuştu.
Yeni Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’ya tavsiyelerde bulunan Gündoğdu, “Eğitim devletin asıl işi tıpkı sağlık gibi. Anayasa gereği zorunlu eğitimi devlet yerine getirmelidir. Eğitimdeki kalitesizlik ya da eksiklik dershane ihtiyacını arttıran bir boşluk. Devletin, hükümetin bakanın birinci görevi eğitimi bütün okullarda kaliteli hale getirmektir. Dershanecilik ayrı bir boyutta ele alınması lazım. Devletin yapamadığını sınavlara hazırlayamadığını sınavlara hazırlayan boyutuyla ele aldığımızda dershaneciliği yerinde tanımlamış oluruz ama sınav bittiği günden itibaren yok hükmünde olduğunu, hayata hazırlamak olmadığını, diploma veren bir kurum olmadığı için devletin yükünü hafifletmeği gerçeğini de ayrı bir kategoride ele almak gerekir. Bize göre dershaneler sebep değil, sonuçtur. Önce bu sebepleri devlet gidermelidir. Ondan sonra dershaneler özel okul olmaları yününde teşvik edilerek, müsait olanların, özel okula dönüştürülmesi için desteklenmeli” dedi.
İstanbul ve Şanlıurfa veya başka yerlerde 60-70 kişilik sınıflar olduğuna dikkat çeken Gündoğdu, “Özel okullara tıpkı fabrika yapana yapıldığı gibi teşvik verilirse, dershanelerin imkanı olanlar teşviklerle özel okullara döndürülürse o 70 yetmiş kişilik sınıflardan özel okullara gelmesiyle daha iyi yetişme imkanı olur. Onun için dershaneleri kapatıyorum şeklinde bir yaklaşımın eğitim bilimi açısından sakıncalıdır. Dershaneler, kurtarıcıdır, kesinlikle kalmalıdır demekte bir başına sakıncalıdır. Devlet okullarını merkez alan özel okulları teşvik eden, diplomayı da hayata hazırlığı da aynı doğrultuda veren sistemi güçlendirmek gerekir. Dershanelerin hepsi başarılıdır ancak 1 milyon 800 bin kişi sınava girer 400 bini bir yere yerleşir. Dershaneye parası olanın gidebildiği yerdir. Eğitimde fırsat eşitliği bütün öğrencilere sunma mecburiyetini beraberinde getirir. Ankara’nın Haymanasındaki ve Hakkari’nin Yüksekova’sındaki çocuklarda fırsat eşitliğinden yeterince yararlanmıyor. Parası olanların artı imkanlarla öne geçtiği bir sistemle öne geçtiği bir sistem yerine, parası olmayanların devletin koruduğu sistemi hep beraber hayata geçirmeliyiz” diye konuştu.













